DOLAR
7,1639
EURO
8,7431
ALTIN
415,54
BIST
1.483
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Parçalı Bulutlu
14°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
12°C
Pazar Yağışlı
10°C
Pazartesi Yağışlı
9°C

Gökhan İzgi yazdı, REKTÖRÜ İSTEMEYENLER KİMLER?

 REKTÖRÜ İSTEMEYENLER KİMLER?

Bildiğiniz üzere Boğaziçi Üniversitesi son günlerde bir rektör ataması ile gündemi oldukça meşgul etti ve etmeye de devam ediyor. Üniversite öğrencileri ve akademisyenler günlerdir atanan rektörü protesto ediyorlar. Ancak protestoya katılanların bir kısmı kendileri bile bilmiyor bu protestonun nedenini ve amacını. Gerçek nedeni ve amacı bilenler de üniversite içinden değil. Öğrencilerin toplumu nasıl yönlendirileceğini bilen birileri tarafından yönlendirildikleri açıkça ortada.

Diğer köşe Yazılarını Okumak İçin Buraya Tıklayınız.

Öncelikle “kayyum rektör” ifadesini sıklıkla kullanmalarında bir hata var. “Kayyum, yasalarla belirlenen bazı durumlarda, başkasına ait bir işi görmek veya bir malı idare etmek için tayin edilen kimse” için kullanılan bir ifadedir. Oysa ortada başkasının yerine getirilen bir rektör yok. Yıllardır rektör atamaları aynı yolla yapılıyor. Dikkat ettiyseniz “rektör seçimleri” demiyorum. Rektör olmak için adaylık konur, YÖK adaylar arasında eleme yapıp Cumhurbaşkanına bazı isimler sunar ve Cumhurbaşkanı da bu isimler arasında birini seçip atamasına karar verir.

 

Daha önceki rektör Mehmed Özkan bu usule göre atanmıştı. Ona da tepki gösterildi fakat bu kadar sert bir tepki değildi. Bugün bulunduğumuz noktada ise daha sert protestolar var. Demek ki birtakım kimseler yönteme olan karşıtlıklarında öyle pek de ısrarcı değillermiş. Yöntem karşılarına Melih Bulu’yu rektör olarak çıkarınca ayaklananların kim olduklarına bakarak biraz anlamak mümkün durumu.

MELİH BULU KİMLERİ RAHATSIZ ETTİ?

Göreve başladıktan sonra protestolarla karşılaşan ilk rektör değil Bulu. Kendisinden önce Mehmed Özkan da benzer şekilde eleştirildi. Fakat arada farklar var. Genel olarak üniversiteyle ilgili olmadığı, siyasi bir kişiliği olduğu söylemleri dolaştı ilk günlerde. Ancak bunlar yanlış bilgiler. Daha önce AK Parti aday adaylığı olsa da yıllardır siyasetin dışında. Kendinden önceki atanmış rektör Özkan İTÜ kökenli bir rektördü, Bulu ise Boğaziçili ve daha önce Boğaziçi’nde dersler de vermiş. 2 ayrı üniversitede de rektörlük yapmış. Yani pek de hak etmediği veya ait olmadığı bir koltuk değil rektörlük koltuğu. Buna rağmen istenmiyor.

Protestolara varan eleştirilerin asılsızlıkları saymakla bitmez. Peki bu asılsız bilgilere dayanarak kimler karalama kampanyası yürütüyor? Bunların üniversite ile bağlantıları var mıdır? İsterseniz bunlara da bakalım.

Gezi’de olduğu gibi Boğaziçi eylemlerinde de bazı değerlerin çiğnendiğini ve bazı marjinal grupların ortaya çıkıp hiç olmayacak bir çatışmayı körüklediğini gördük. Önce ortalık basit bir meseleyle kızıştırıldı. Sadece kapı tutturmak adına kelepçe kullanılması büyük yankı uyandırmak için abartılarak servis edildi. Sonra da tarafların gerginliği artınca şiddet içeren eylemler yapmak ve polise saldırmak üzere ajanlar devreye girdi. Öğrencilerle daha önce görüşen Bulu’nun ikinci bir görüşme yapması güvenlik güçleri tarafından güvenli bulunmadığı için Bulu ikinci bir görüşme yapmadı. İlk görüşmede neler olduğunu izlerseniz görürsünüz, protestocuların saygısız tavırları dikkat çekiyor.

Öğrencilerin tutuklanması üzerine sosyal medyada masum insanlara zulmedildiği algısı yaratıldı ve ülke genelinde destek istendi. Gezi’nin ilk günlerine ne kadar benzer değil mi? Oysa tutuklananların çoğunluğu üniversite öğrencisi bile değil. Üniversite içinde LGBTörgütlenmesi kurarak bunu bir okul kulübü olarak kaydettirmiş olmaları bu ülkenin değerlerini deldiklerine bir kanıt niteliğinde. Protestoların ana kaynağını da bu grup oluşturuyor. Kulüpleri kapatılan LGBTüyeleri Melih Bulu’nun seçilmiş değil atanmış olmasını gerekçe göstererek görevden uzaklaşmasını istiyorlar.

ÖĞRENCİLER VE DEĞERLER KULLANILIYOR

Üniversite içindeki öğrencilerin bir kısmı arkadaşlarına destek için eylemlerdeydi. Bir kısmı ise kendi hak ve özgürlükleri için. Hak ve özgürlükleri için eylemde bulunan öğrencilerin cinsel kimliğine dair en ufak bir saldırı olmadığı halde böyle bir isyan çıkması öğrencilerin kullanıldığını gösteriyor. Protestolara konu olan okul kulübünün kapanması olayı ise gayet yerinde olmuştur. Satranç kulübü açar gibi LGBT kulübü açmışlar. Deneme süresi geçmiş olmasına rağmen kapatılmamış. Protestocuların LGBT ağırlıklı olması sonucu kulüp odasında yapılan aramada terör örgütüne ait doküman bulunmasıyla kulüp kapatılmış. Burada kimsenin hakkıyla, özgürlüğüyle ilgili bir kısıtlama yok. Aksine kayyum dedikleri bir rektör zamanında açılmış ve süresi dolmasına rağmen nihayete erdirilmemiş bir kulüp var ortada. Kulüp üyelerinin protestolarda aşırı davranmaları veya marjinallerin o kulüpten sanılması üzerine yapılan aramada örgütsel doküman bulunmasa belki de kapatılmayacaktı kulüp.

Bir yandan da Gezi’de olduğu gibi protestoya katılan terör örgütü üyelerini kamuoyundan gizleyerek protestolarda yer alan LGBT dışı kesimleri ön plana çıkarmaya çalışıyorlar. Gezi’de de ülkücüler ve solcuları, Fenerlilerle Galatasaraylıları, inançsızlarla mütedeyyin kesimi hep birlikte gördük. Gösterildi demek daha doğru olur. Arka planda kimlerin olduğu gösterilmeden sadece kullanmak üzere dahil edilenleri göstererek algı çalışması yapılıyor.

 

“BAŞI EZİLMESİ GEREKEN BİR KOMPLO”

Eylemlerin gidişatını Gezi sürecinde yaşananlara benzeten MHP Genel Başkanı Türkmen Beyi Lider Devlet Bahçeli konu hakkında sert ve yerinde açıklamalarda bulundu. Tutuklanan 108 kişiden 101’inin Boğaziçi ile bağlantısı bile bulunmadığının ve çoğunun DHKPC ve TKP üyesi olduğunun altını çizen Devlet bahçeli, “Kanuna uygun bir atamaya terör yöntemleriyle karşı çıkmak, bu vesileyle Boğaziçi Üniversite’sinden bir Gezi Parkı kalkışması çıkarmaya niyetlenmek başı ezilmesi gereken bir komplodur” diyerek olayların Gezi ile benzerliğine işaret etti.

Aynı zamanda konuya ilişkin Twitter üzerinden de açıklamalar yapan Lider Devlet Bahçeli’nin Twitter hesabındaki bazı içeriklere kısıtlama getirildi. Bu durum da gösteriyor ki olaylar öyle bir kulüp odası ve birkaç öğrencinin cinsel kimliğiyle alakalı değil. Olayların boyutunu anlamanız için belirtmekte fayda var; Twitter en son Amerika’yı şiddete götürdüğü gerekçesiyle Trump’ın da sesini kısmıştı. Bu tepkiye diğer sosyal medya şirketleri de dahil olduğundan beri sanki Trump gibi güçlü bir siyasetçi hiç olmamışçasına hayat devam ediyor. Daha önce böylesi bir kısıtlama hiçbir Türk siyasetçinin başına gelmemiştir. Böyle bir kısıtlamanın olması siyasi liderlerimizin tabanıyla arasındaki iletişimi kopararak daha kötü senaryoların gerçekleşmesine neden olabilir. Bu hususa ayrıca dikkat etmek gerekiyor.

Lider Bahçeli son olarak “Toplumsal barış ve huzur ortamımızı iç ve dış ayakları olan bir proje kapsamında bozmak için çalışanlara ne devletimiz ne de milletimiz müsaade edecektir. Herkes aklını başına alsın. Boğaziçi’nden bir Gezi veya 6-8 Ekim olayları ya da 15 Temmuz’un bir türevi çıkamayacaktır.” diyerek senaryonun farkında olunduğunun ve gerekli önlemlerin alındığının sinyalini verdi.

CUMHURBAŞKANI SÖZDE ÖĞRENCİLERE SESLENDİ!

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Gezi göndermesi yaparak öğrencilere birkaç cümlelik bir cevap verdi. Erdoğan’ın “Siz öğrenci misiniz, terörist mi?” sorusuna sosyal medyadan öğrenciler bazı cevaplar verdi. Boğaziçi öğrencisi olduğunu belli eden zekice cevaplardı bunlar. Fakat cevap vermesi gerekenler bu öğrenciler değildir. Cumhurbaşkanımız Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu soruyu öğrencilere sormadığı, Boğaziçi ile ilgisi bile olmayıp okulu ablukaya alan terör gruplarına sorduğu ortada. Gençlerin oyunda göremedikleri şey de bu! Haklarını savunduklarını sanarken başkasının ekmeğine yağ sürdüklerinin farkında değiller.

İYİ OKUMAK GEREK SÜRECİ

Yine sosyal medyada gördüğüm bir paylaşımda Bülent Ersoy’un saraya davet edilmesinden bahsediliyordu. Bülent Ersoy oraya bu ülkenin bir sanatçısı olarak davet edilmiştir. Etnik veya cinsel kimliğine göre davet edilmemiştir. Aynı şekilde öğrencilere de okula girerken cinsel veya etnik kimliği sorulmamıştır ki kulüp bile açacak kadar fazla sayıda bu topluluğa üye öğrenci okula girebilmiştir. Burada şunun iyice anlaşılması gerekiyor; Boğaziçi Üniversitesi’nde ne öğrencilere ne de herhangi bir gruba bir saldırı veya aşağılama olmadan bu eylemler başlamıştır. Konuya dahil olan öğrencilerin derhal kendilerini kullandırmaktan vazgeçmeleri gerekmekte. Olayların İTÜ ve Hacettepe’nin bazı Anadolu üniversiteleriyle ortak çalışmasına da sıçraması aklıselim davranılmazsa kötü sonuçlara neden olabilir. Birbirinden farklı konuların toplumun en dinamik kesimine farklı bir şekilde lanse edilmesi toplumsal bir sorun yaratabilir. Bunun farkında olan dış güçler bazı adımların atılmasını bekliyorlar. Her adım atıldığında yanında bir tane de onu engelleyen sorun olursa Türkiye’nin büyümesini durdurabileceklerini sanıyorlar ancak durdurmak bir yana yavaşlatamazlar bile.

Selametle…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

İhbar Hattı